Endeavor,Girişimcilik,Global Girişimcilik Haftası

Girişimcilik Haftası ve geleceğin girişimcileri

Yalnızca ekonominin değil, yaşamın da kaldıraçlarından biri nedir diye sorulsa ilk verilecek yanıtların arasında girişimciliği sayabilirim. Çünkü, içinde yeni geçen hemen her şeyin başlangıcında başarıya ulaşmaya odaklanmış bir girişim hikayesi bulunuyor.

Devamını Oku Yorum Yok

baby boomer,çoklu nesil yönetim tarzı,X kuşağı,Y kuşağı,Y kuşağını yönetmek

Çoklu nesil yönetim tarzına duyulan ihtiyaç artıyor

İş dünyasında çalışan ? yöneten ayrımında artık Y kuşağı ayrı bir önem taşıyor. Günümüz yöneticileri artık geleneksel yöntemleri çoklu nesil yönetim tarzıyla yenilemek durumunda… İş dünyasında bugün yaşadıklarımıza benzer, birden fazla kuşağın aynı anda sahnede olduğu dönemle çok nadir karşılaşılır. X kuşağı olarak tanımlanan 1964 ? 1980 arası doğumlular; 1980 sonrası doğumluları tanımlayan Y kuşağı ve elbette İkinci Dünya Savaşı sonrası 1964?e kadar olan dönemi temsil eden Baby Boomers kuşağı.

Devamını Oku Yorum Yok

sürdürülebilir sağlık

Sürdürülebilir bir geleceğe doğru

Daha başlarında bulunduğumuz 2000?li yılların en popüler kavramlarını sıralamaya kalkışsak, ?sürdürülebilirlik? rahatlıkla ilk sıralarda kendine yer bulur. Peki nedir sürdürülebilirlik, daha doğrusu sürdürülebilirliği bu kadar önemli kılan ne? Günümüzde, artan iletişim ve etkileşim nedeniyle geleceğe daha fazla bakar, geleceği daha fazla önemser hale geldik. Sürdürülebilirlik, işte bu ileriye doğru bakmanın gereksinimlerinden biri olarak tüm insanlığın hayatına yerleşmiş durumda. Benim uzmanlık alanım olan sağlık sektöründe sürdürülebilirliğin önemini daha önceki yazılarımda sizinle paylaşmıştım hatırlarsanız. (bkz->) Ama sürdürülebilirlik öyle bir kavram ki onu tek bir sektörle sınırlamak, çizilmiş bir çerçevenin içinde anlatmak pek mümkün değil. Bugün, insanoğlunu ve dünyayı ilgilendiren her konuda sürdürülebilirlik karşımıza çıkmakta. Bunun önemli sebeplerinden biri de 2008 yılında yaşadığımız global kriz. Kriz sırasında ve sonrasında yaşananlar, insanlara ellerindekilerin ne kadar önemli olduğunu hissettirdi. Elbette sadece para, ev, otomobil gibi somut kavramlardan bahsetmiyorum. Yaşadığımız dünya ve çevrenin korunması alanında dikkate değer çalışmalar gerçekleştirildi ve gerçekleştirilmeye de devam ediyor. Örneğin artık pek çok otomotiv üreticisi sıfır emisyon hedefiyle ürün gamlarını yeniliyor, beyaz eşya üreticileri her geçen gün daha az enerji tüketen ürünlerle tüketicilerin karşısına çıkıyor, fosil yakıtlar yerine çevre dostu enerji üretim yöntemlerine yönelik yatırımlar yapılıyor ve kamu yönetimleri buna uygun düzenlemeler gerçekleştiriyor. 2008 krizinin tetiklediği bu değişimi daha uzun yıllar boyunca hissedeceğiz. Ortaya çıkan her yeni buluş, geliştirilen her yeni ürün geleceğe daha umutla bakmamızı sağlıyor. Sürdürülebilirlik, dünyanın dört bir yanında kendine yeni taraftarlar bulurken sadece kendi yaşamımızın kalan kısmında değil, çocuklarımızın, torunlarımızın yaşamında da etkisini hissettireceğe benziyor.

Devamını Oku Yorum Yok

Siemens, Yeşil+ Hastaneler kuracak

   Siemens Sağlık Sektörü, sahip olduğu in vivo (görüntüleme) ve IT çözümlerine, 2006 ve 2007 yıllarında yaptığı önemli yatırımlarla birlikte in vitro       (laboratuar) teşhis çözümlerini de ekleyerek moleküler tıp ve kişiye özgü tıp alanlarında dünyanın en büyük entegre teşhis çözümleri sunan ilk firması. Son dönemde dünyanın en hızlı ve en az radyasyon veren ileri görüntüleme ürünlerini geliştirdiklerini söyleyen Siemens Sağlık Sektörü Lideri Ufuk Eren,?Yeşil+Hastaneler projesine de odaklandık. Bu proje İle Siemens, enerji tasarrufu ve daha düşük emisyon salınımı sağlarken, hastanelerin etkinliğini en üst düzeye çıkarmaları için iş akışlarını ölçüyor ve düzenliyor? diyor.

Siemens özellikle elektrik-elektronik alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden biri. Faaliyetlerini üç sektöre yöneltmiş durumda. Bunlar: enerji, endüstri ve sağlık. Sağlık sektörünün dünyadaki en büyük tedarikçilerinden biri konumunda olan Siemens; tıbbi görüntüleme, terapi sistemleri, laboratuar sistemleri, PACS/RIS sistemleri, hastane bilgi yönetim sistemleri ve işletme cihazlarında trendleri de belirleyen bir kuruluş, Şirket, müşterilerine önlemden erken tanıya, tedaviden tedavi sonrası bakıma kadar sağlık sektörünün tüm aşamaları için tek kaynaktan ürünler ve çözümler sunuyor. Sahip olduğu in vivo ve IT çözümlerine, 2006 ve 2007 yıllarında yaptığı önemli yatırımlarla birlikte in vitro teşhis çözümlerini de ekleyerek moleküler tıp ve kişiye özgü tıp alanlarında dünyanın en büyük entegre teşhis çözümleri sunan ilk firması olan Siemens, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye?de alanında önemli bir yerde konumlanıyor. Bunda Siemens?in sağlık sektör liderliğini yürüten Ufuk Eren?in payı büyük.2010 yılından itibaren, yürütmekte olduğu Türkiye Sağlık Sektörü Liderliği görevine ek olarak Siemens AG Klinik Ürünler Bölümü Merkez Doğu Avrupa ve Rusya Merkez Asya bölge lideri olarak 26 ülkeden de sorumlu. Eren ile Siemens?in Türkiye?deki faaliyetlerine, sektörde Hakim olduğu alanlardan yeni projelerine kadar pek çok konuyu konuştuk.

Devamını Oku Yorum Yok

Endeavor,Girişimcilik,melek yatırımcılar,TTGV

Girişimcilik

Tarihe yön veren bir kavram olduğunu düşündüğüm ?girişimcilik?, bugün ekonominin, teknolojinin ve hatta siyasetin gelişmesinin önemli nedenlerinden birdir bence. Geleceğe yön verenlerin ilgi duyduğu alanlarda bir girişimde bulunmasının sonucu olarak medeniyetler gelişmiş ve modern halini almışlar. Girişimciliği modern bir tanımla açıklamamız gerekirse zaman çizelgemizi matbaanın icadına kadar geri götürebiliriz. Matbaa, tarih boyunca elde edilen birikimin geniş kitlelere ulaştırılmasına olan katkısıyla girişimciliğin yaygınlaşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Günümüzde ise girişimcilik, ekonominin gelişimine paralel olarak geçmişe kıyasla gündemde daha fazla yer alıyor. Girişim temelde bir fikir bulmak, bu fikri hayata geçirmek için yatırım bulmak ya da yatırımcı araştırmak, gerekli altyapıyı hazırlamak ve tüm bunların sonucunda sunulabilir bir ürün ya da hizmet oluşturmak girişimciliğin aşamaları olarak nitelendirilebilir. Aslında hepimiz bir anlamda girişimciyiz. Henüz bebekken yürümeye çalışmak, okuldayken tahtadaki soruyu çözmek için öne atılmak, büyüdüğünüzde evlilik teklif etmek, bir işte çalışmaya başlamak ya da girişimci kelimesiyle artık iyice özdeşleşmiş olduğu gibi bir şirket kurmak ya da mevcut şirketi ileriye taşımak için. Bunların tamamı sözlük anlamıyla girişimi ve girişimciyi tanımlamaktadır. Ama biz asıl konumuza, yani ekonomik anlamda katma değer yaratacak girişimlere dönelim. Bir girişimde bulunmanın topluma ve ekonomiye farklı etkileri vardır. Siz belki sadece dört beş kişilik bir şirket kurmuş olabilirsiniz. Ancak, kurduğunuz bu şirket, dahil olduğunuz sektöre göre değişmekle birlikte yüzlerce kişiyi etkileyebilir. Örneğin bir dış ticaret şirketi kurduğunuzda bundan sadece yanınızda çalışanlar değil; ürün aldığınız şirket, ürün aldığınız şirketin sahip olduğu fabrika ya da atölye, buralarda çalışanlar, fabrikadaki üretim için alınan hammadde, o hammaddenin üretimini sağlayanlar, hammaddeyi nakledenler, fabrika üretimi gerçekleştirdikten sonra ürünün naklini gerçekleştirenler, pazarlayanlar, müşteri hizmetlerinde çalışanlar vs. derken orta boy bir koli bile yüzlerce kişinin hayatını, dolayısıyla ekonominin bütününü, toplumun refahını etkiler. Bu etkileme, siz katma değeri ne kadar yüksek bir ürün sunuyorsanız o derece gelişmektedir. Girişimci, bu nedenle ekonominin en önemli yapı taşlarından biridir. Bu, onu hem korunması hem de desteklenmesi gereken kişi haline getirir. Elbette tüm bunlar girişimciyi tek atımlık barutmuş gibi tanımlamayı gerektirmiyor. Her girişimci, sahip olduğu işi büyütmek için ek girişimlerde de bulunabiliyor. Günümüzde girişimcileri destekleyen pek çok farklı girişim ve organizasyon bulunuyor. Örneğin kamu tarafı KOSGEB?le KOBİ?leri desteklerken Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) gibi organizasyonlar teknoloji odaklı desteklerde bulunuyor. İnternet girişimlerinde e-tohum organizasyonu dikkat çekerken bankalar verdikleri kredilerle bu sürece katkıda bulunuyor. Tüm bu sürece farklı bir şekilde yaklaşan ?melek yatırımcılar? ise ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar önemli bir paya sahip.
Endeavor Türkiye

Endeavor Türkiye

Girişimciliği destekleyen uluslararası organizasyonlar da ülkemizde yerlerini almış durumda. Benim de üyesi olarak çalışmalarına katıldığım Endeavor, bu grubun en öne çıkan isimlerinden biri. Endeavor, özellikle gelişmekte olan ülkelerde etkin girişimciliği destekleyerek sürdürülebilir kalkınmanın itici bir gücü olma hedefiyle hareket eden bir organizasyon. Ülkemizde Endeavor Derneği ünvanıyla 2006 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren kurum, 100?e yakın etkinlik gerçekleştirerek girişimcilere destek oldu. 1997?de kurulan ve 10 ülkede 12 ofisle faaliyetlerini sürdüren Endeavor?un, Türkiye?deki oluşumuyla desteklediği 22 girişimci 700?ün üzerinde istihdam yaratarak ülke ekonomisine ve topluma önemli bir katkıda bulundu. Seçilen girişimcilere ait şirketler ortalama yüzde 33 büyüyerek sürdürülebilirlik kavramının daha etkin olmasını da sağladı. Endeavor ayrıca, girişimcileri sadece bilinen tanımlarla desteklemekle kalmıyor, onlara global bir dünyanın kapılarını da açıyor. 2010 yılı içinde Türkiye?den seçilen üç girişimcinin, ABD Başkanı Barack Obama?nın ev sahipliğindeki ?Girişimcilik Zirvesi?ne götürülmesi sadece çalıştıkları sektörde değil, ulusal basında da önemli bir yer almayı başardı. Özetlemek gerekirse; bir girişimcinin gerçekten girişimci olması için sadece bir fikre sahip olması yeterli değil. Gerçek girişimci, bu fikri tüm yan etkenleriyle birlikte uzun vadeli olarak değerlendirip hayata geçirmek zorunda Hayat boyu tüm girişimlerinizin başarıya ulaşmasını dilerim.

Devamını Oku 1 (Yorum Sayısı)

sürdürülebilir sağlık

Sürdürülebilir Sağlık için Notlar 1

Türkiye?de her gün binlerce kişi sağlık sisteminden faydalanıyor. Sosyal bir devlet olabilmenin ön koşullarından biri olan her vatandaşa eşit sağlık hizmeti sunabilmek için devletimiz büyük bütçeler ve çok sayıda insan kaynağını bu sektöre yönlendiriyor. Özel sağlık kuruluşlarını da eklediğimiz zaman ortaya pek çok ülkeden daha yaygın ve ileri bir sağlık hizmeti standardını yakalamış, ülkenin en büyük sektörlerinden biri çıkıyor. Tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye?de de sağlık sistemi çok önemli, çünkü her bir bireyin hayatının dönüm noktasında o bireyi daha iyiye veya daha kötüye götürebiliyor. Çok iyi tasarlanmış ve işletilen bir sistem tüm ülkeye güven verirken, sürekli hata yapan ve sürdürülmesi imkansız bir sistem ise o ülkede yaşayanlar için çözümsüz gibi görünen bir endişeye kaynaklık edebiliyor. Bu yüzden her ülke sağlık sistemini kendi sorunlarına özgü çözümlerle oluşturmuştur. Birbirinin tamamen aynısı sağlık sistemlerine rastlamak bu yüzden zordur. Bazı ülkelerde iyi yetişmiş doktor çok ama kaynak yoktur, bazılarında kaynak ve iyi yetişmiş doktor vardır ama teknoloji yeterince iyi değildir. Türkiye de kendine has bir sağlık sistemine sahip. Türk sağlık sisteminin en büyük özelliği ise sürekli ilerleme içinde oluşu. Yeni kararlar ve uygulamaların sık görüldüğü bir sektör olduğu için de sektörün duayenlerinin bir araya gelip güncel gelişmeleri takip etmesi, görüşlerini paylaşması çok önemli. 28 Haziran?da Siemens Sağlık Sektörü Dünya CEO’su Prof. Dr. Hermann Requardt’ın katılımı ile sağlık sektörünün üst düzey yöneticilerinin ve bürokratlarının biraya geldiği bir etkinlik düzenlendi. Türk Sağlık Sisteminin Geleceği ve Sağlıkta Sürdürülebilirlik başlıklı etkinliği yönetme onuru ise benimdi. Toplantıda Türkiye için çok önemli konuları ele aldık, birlikte tartıştık ve bazı sonuçlara vardık. Toplantıda aldığım notları aşağıda paylaşıyorum; Türkiye olarak 2010 yılında sağlık sektöründeki eğilimin yatırımların ertelenmesi yönünde olduğu belirtildi. Yatırım artış hızının son 5 senedeki seviyede olmayacağı ifade edildi. Hizmet alımlarının önümüzdeki dönemde artacağı belirtildi. Sektörün büyümesinin insan kaynağındaki artışa bağlı olduğu ifade edildi. 15 Şubat 2008 kararlarından sonra özel sektörün büyümesinin baskı altında olduğu belirtilerek bu kararların esnetilmesine ihtiyaç olduğunun altı çizildi. Yeni yapılan kamu hastanelerinin kapasitesi büyük hastaneler olarak inşa edilmesi ve yeni özel hastanelerin bu büyüklükte olmaması sebebiyle kamunun özelden daha hızlı büyümesinin beklendiği belirtildi. Sağlık Bakanlığı?nın yeni yatırımlarının (örneğin Kamu Özel Ortaklığı modeli ile yapılacak olan sağlık kampusları) uzun vadeli olduğu ve sektörün büyümesinde önemli bir rol oynayacağı ifade edildi. Devletin yürüttüğü sağlık politikalarının ve düzenlemelerinin özel kesimin kamudan daha az büyümesindeki önemli sebeplerden biri olduğu ifade edildi. Sağlık sektörünün geleceği ile ilgili yön gösterici bilgilerin (örneğin 5 yıllık projeksiyonlar) Türkiye?deki ve Türkiye dışındaki sağlık yatırımcıları ile paylaşılmasına ihtiyaç olduğu belirtildi. Döner sermayelerin, üzerlerinde biriken yükler sebebiyle kendilerini finanse edemediğine dikkat çekildi. SGK geri ödemelerinde kesintilerin belirlendiği kriterlerin daha objektif olabileceği ve kesintilerin bölgeden bölgeye değişkenlik göstermesi sıkıntılar arasında listelenirken; çözüm önerisi olarak da ?üniversite hastanelerinin belirli bir süre krediyle desteklenerek güçlendirilmesi ve finansal olarak kendi kendilerini taşıyabilir duruma getirilmeleri? ifade edildi. Türkiye?de özel sağlık sigortası sektörünün küçük olduğu ve cepten ödemeli hastaların yapısı gereği kırılgan olduğu belirtildi. Şu anki 1,5 milyon olan özel sigortalı sayısının 5 milyon seviyesine çıkması gerektiği ifade edildi. Sürdürülebilir sağlık hizmetleri için sağlık kurumlarının 5 ana faktörü arttırmaya odaklanmaları gerektiği ifade edildi: Gelirler, kârlılık, varlık verimliliği, organizasyonel etkinlik ve verimlilik. Doğru tasarlanmış sağlık teknolojilerinin sağlık maliyetlerinin düşürülmesine katkıda bulunacağı belirtildi. Özellikle radyoloji hizmeti alan hastanelerde uluslararası standartlara uygun olmayan tetkik seviyeleri olduğu ve kalite kriterlerine sadık kalarak sağlık teknolojisi yatırımlarının talebi karşılayacak seviyeye getirilmesi gerektiği ifade edildi. Radyoloji tetkiklerindeki uygulama hataları ve uygunsuzlukların, rassal örneklem denetimleriyle kolayca regüle edilebileceği belirtildi. Sağlıkta sürdürülebilir büyüme için sağlık yatırımlarında sermaye yeterliliği aranması gerektiği belirtildi. Hastanelerin dış kaynaklarla yatırım yapmasının varlık verimliliğini düşürdüğü, bu sebeple özkaynak-dış kaynak dengesi sağlanması gerektiği belirtildi. Özel sektörde önceki yıllardaki yüksek kârlılık oranlarının çok düştüğü, bu sebeple tüm özel hastanelerin organizasyonel maliyetlerini kontrol altında tutmak durumunda olduğu belirtildi. Sürdürülebilir bir sağlık sistemi için sağlık harcamalarının ve satın alınan hizmetlerin verimliliğinin kontrol altına alınması gerektiği ifade edildi. Sağlık Bakanlığı?nın ?denetleme rolünü? güçlendirmek için ?hizmet sunumundan? çıkması gerektiği belirtildi. Sağlık Bakanlığı?nın çıkacağı hizmet alanlarının hangileri olacağının netleştirilmesi gerektiği ifade edildi. Türkiye?de dünya standartlarında hastane zincirleri oluştuğu, sektörde eğitimli ve tecrübeli sağlık girişimcileri olduğu ifade edildi. Sektörün bu potansiyeli ile dış pazarlara açılacağı ve doğru stratejiler ile toplam 80-100 milyar dolar olan sağlık turizmi pazarından Türkiye?nin 5-10 milyar dolar pay alabileceği belirtildi. Özel sektörün tıp fakülteleri kurarak sağlıkta insan kaynağı arzını güçlendirebileceği belirtildi. Kamu hastane birliklerinin sağlık sektöründe, her bölgenin kendi performans hedefleri ile yönetilmesi sayesinde Sağlık sektöründe rekabetin olumlu yönde arttırılması ve sürdürülebilirliğe ve kalite artışına katkıda bulunacağı belirtildi. Kamu Özel Ortaklığı modelinin, sağlık hizmetinin kurumsal firmalar tarafından yürütülmesi için bir fırsat olabileceği, bu model ile farklı finansman modellerinin ve ekipman tedariğinde yeni uygulamaların sektöre getirilebileceği ifade edildi. Türkiye?deki Kamu Özel Ortaklığı modeli oluşturulurken İngiltere?nin NHS (National Health Service ?Ulusal Sağlık Hizmeti) ve PFI (Private Finance Initiative) modellerinin bir sentezinin baz alındığı belirtildi. Önümüzdeki 4-5 yıl içinde 80 ila 100 bin yatağın yenileneceği, bunların 50 bininin Kamu Özel Ortaklığı modeli ile yenilenmesinin planlandığı belirtildi. Yapılan bu yatırımların kamunun yatak kapasitesini değil, yatak kalitesini arttırmayı hedeflediği ifade edildi. Kamu Özel Ortaklığı modeli ile kamunun özel sektör ile aynı kalite ve seviyede sağlık hizmeti sunabileceği, bu durumda özel sektörün yapacağı yeni hastane yatırımlarının atıl kalması riskinin oluşacağı belirtildi. Önümüzdeki yazılarımda burada okuduğunuz notlarla ilgili yorumlarımı paylaşacağım.

Devamını Oku Yorum Yok

Sürdürülebilir sağlık hizmetleri

Sürdürülebilirlik benim hayatımda çok önemli bir kavram çünkü hepimiz ve dünyamızla ilgili. Miras aldığımız dünyayı nasıl kullandığımız mutlaka tarih kitaplarında yerini alacak. Belki bireysel olarak elimizden büyük çözümler ve sihirli aksiyonlar gelmiyor ama hepimizin bu konuda yapabileceği bazı şeyler var ve o ufak tercihler sonunda dünyanın ve bizlerin kaderini belirleyecek. Elbette sürdürebilirlik konusunda mesafe kat etmek için toplumsal ilerleme olmasın demek çok hatalı bir düşünce olur. İnsanoğlu teknolojik ve ekonomik ilerlemesini sürdürürken dünyaya da sahip çıkabilmeli. Bu yüzden hem bireyler hem de şirketler için bir yandan daha temiz teknolojileri ve hizmetleri yaratmak bir görevken diğer yandan da bunu finansal açıdan sağlıklı şekilde yapabilmek de aynı derecede önemli bir görev. İleriki yazılarımda konunun her iki tarafıyla da ilgi olarak pek çok düşüncemi paylaşacağım. İlk olarak sağlık sektöründeki bazı kavramlarla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi, sağlık sektöründe de artan enerji maliyetleri, karbon salımı ile ilgili düzenlemeler, finansal kaynakların verimli kullanılması ve rekabet büyük önem taşıyor. Bununla beraber, dünyada hızla artan nüfus ve kentleşme sorununun yanı sıra yaşlı nüfus oranının da hızla artması sağlık hizmetlerine olan talebin yükselmesine ve başta sosyal güvenlik kurumları olmak üzere ödeme kurumları nezdinde de maliyetlerin artmasına neden oluyor. Sürdürülebilirlik boyutunda sosyal güvenlik kurumları da, artan maliyetler ile baş edebilmek için sağlık sektöründeki hizmet sağlayıcılardan en uygun koşulların sağlanması yönündeki taleplerini arttırıyorlar. Bu yükselen beklentilere karşılık, bir sağlık sunucusu her türlü sağlık hizmetini (inceleme, teşhis, konsültasyon, tedavi ve izleme) mümkün olan en optimal süre ve fiziksel alanda sağlamak zorunda. Rakiplerinin de bu doğrultuda çalışmalarını sürdürdüğü düşünülürse, sağlık yatırımcılarının ekolojik çevreyle uyumlu olan bilinçli bir yatırım planlamasına, maliyetlerini azaltmaya, süreç odaklı ve sürdürülebilir bir hastane altyapısına ihtiyaç duyacağı ortada.  Sürdürülebilir bir sağlık altyapısının sağlanabilmesi için de hem ekolojik hem de ekonomik ihtiyaçların dengeli bir şekilde tasarlanması gerekiyor. Yeşil+ Hastane (Green+ Hospitals), sağlık sunucularına daha az enerji tüketen bina alt yapısının kurulması ve enerji tasarrufuna imkan veren yeni kuşak manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi görüntüleme sistemleri ile karbon salımının azaltılmasını sağlayan çevreci çözümler sunar. Sağlık IT?sinin yaygın kullanımı ise;  kağıt, film ve arşivleme işlemlerini azalttığından hem çevreye olan olumsuz etkiyi hem de kaynakların doğru kullanılarak maliyetlerini düşmesini sağlıyor. Sadece binaların ve enerji sistemlerinin verimli kullanılması yetmez. Klinik iş akışları ile klinik harici tüm operasyonların süreç bazlı prosesleri tanımlanmalı, ekipmanlar doğru planlanmalı ve sağlık  IT  alt yapısı ile tüm sistemlerin birbiri ile entegrasyonu sağlanmalıdır. Tüm klinik iş süreçlerinin optimizasyonu zaman, yer ve maliyet tasarrufu sağlayarak verimliliğin artmasını sağlar. Çevreci ve ekonomik olmanın yanı sıra sürdürülebilir hastanelerde en önemli konu hasta bakımında kalitenin korunmasıdır. Bu nedenle hasta süreçlerini ve bilgilerini doğru tanımla, güvenli bir şekilde saklama, gereğinde de bilgilere kolaylıkla ulaşabilme doğru ve hızlı bir teşhis ve tedavi sürecinde büyük önem taşır. Sağlık IT çözümleri hasta bilgilerine ulaşmayı sağladığı gibi doğru planlama yapmayı da sağlayarak hasta için bekleme sürelerinin azalmasını ve hasta memnuniyetinin artmasını sağlar. Hasta güvenliğine ve konforuna önem veren inovatif teşhis, tedavi ve görüntüleme sistemleri ile kişiye özgü sağlık hizmetleri olanakları sunar ve tedavi kalitesi artar.

Devamını Oku Yorum Yok

ArGe,CT,in vitro,in vivo,IT,MR

Newsweek Röportajı – Sürdürülebilir Sağlık

Newsweek - Sürdürülebilir Sağlık Röportajı

Newsweek - Sürdürülebilir Sağlık Röportajı

Siemens tıp alanında başta teşhis ve tedavi teknolojileri olmak üzere dünyada ve Türkiye?de en önde gelen aktör pozisyonunda. Siemens Tıp Çözümleri Direktörü Ufuk Eren, firmanın Türkiye?de üstlendiği rolü ve projelerini Berkan Özyer?e anlattı. Newsweek Röportajı – 28.06.2010 Siemens?in sağlık alanındaki misyonu ve yatırımlarından konuşalım. Siemens üç önemli sektörde faaliyet göstermekte; endüstri, enerji ve sağlık. Sağlıkla tanışması da çok ilginç ve eskilere dayanıyor. Bilim adamı Conrad Röntgen x-ışınını keşfedince tüp üretim önerisini Siemens?e götürüyor. Siemens yaptığı bu ilk prototipte sağlık sektörüne adım atıyor. 1900?lerin başında vücuttaki birtakım fizyolojik parametreleri ölçen cihazlar üretiyor. Bir yandan da röntgen cihazları üretmeye başlıyor. Ardından özellikle röntgen olmak üzere, yeni gelişen tıbbi cihazlarda Siemens hep önemli bir yer tutuyor. Şu an dünyadaki en büyük, tek ve ilk entegre teşhis firmasıyız. Başlıca 2 farklı teşhis türü vardır. Bir tanesi, MR (Manyetik Rezonans), CT (Bilgisayarlı Tomografi) ve röntgen makineleri gibi makinelerle vücudun içerisini görüntülenir (in vivo). Diğeri ise, laboratuvar ortamında, kan veya idrar teşhisi (in vitro). Siemens?in vitro?ya 3-4 yıl önce girdi. Entegre ifadesinin altını doldurabilmek için in vivo ve in vitro verilerini bir araya getirip IT (Bilişim Teknolojileri) sayesinde bundan bir anlam kazandırmaya böylece hastaya özgü birtakım bulgu, tanı ve tedavi oluşturmaya çalışıyoruz. Yani gittiği yön, kişiye özgü tıp. Teşhiste ulaşılan hızın yanında tedavinin yavaş kaldığını söyleyebilir miyiz? Teşhis çok daha önemli, çünkü teşhisi doğru yapamamak veya geç teşhis yapmak, erken teşhisi yapamamak, sizi uzun ve zor bir tedavi süreciyle karşı karşıya getirir. Şuna inanıyorum, teşhise ve özellikle erken teşhise olan ilgi, yatırımlar ve AR-Ge artacak. Bunun iki sebebi var, ilki ne kadar erken olursa sizin tedaviniz o kadar ucuz oluyor, hızlı ve konforlu bir süreç oluyor. Bir de buna eşlik eden bilinçlenme var. İkincisi de tam bu. Dünyada nüfus artışıyla refah düzeyi de mutlak değer olarak artıyor. Yaşam beklentisinin 80 civarı olduğu bir ortamda, insanlar bu süreyi konforlu geçirmek istiyor ve düzenli olarak bakım yaptırıyor. Dolayısıyla, erken teşhise verilen ağırlık tedavinin önüne geçiyor. Öte yandan sağlık harcamalarının önemli bir yüzdesi ilaç harcamaları. Bu büyük bir pasta ve işin ilaç kısmını bir kenara koyarsak, cihazlarda da önemli gelişmeler var. Portföyümüzde tedavi cihazları da mevcut. En basiti böbrek taşı kırma cihazı. Özellikle kanser tedavisinde üç çeşit tedavi var; cerrahi, kemoterapi (ilaçla tedavi), radyoterapi (ışın tedavi). Sonuncusunda çok ciddi gelişmeler söz konusu. Vücudun çok zır kısımlarındaki kanserli noktayı etrafına zarar vermeden yok etme teknolojisi gelişiyor. Teşhis teknolojilerinin gelişmesi, insan ömrünün daha kaliteli ve uzun olması için daha fazla önem taşıyor Kesinlikle böyle. Maliyet açısından bakınca, geç veya yanlış teşhisle sisteme olan maliyetiniz 10 katı kadar yükselir. Ölüm, sakat kalma kısmını bir tarafa bırakıyorum. Özele inersek, Siemens?in sağlık alanındaki çalışmaları ne yönde? Çalışmalarımız dört alanda var. In vivo teşhirs, in vitro teşhis, IT ve tedavi cihazları. Ayrıca hastanelere tıbbi cihaz temininin yanı sıra servis ve bakım da yapıyoruz. ?GreenPlus Hospital? adlı bir konseptimiz var. Genelde ?yeşil?, tasarruflu binayı ifade ediyor. ?Plus? ise sağlıkta kalite ve verimi arttırıyor. Tıbbi cihaz ve IT çözümlerimizle, hastanelerin en kaliteli ve en hızlı bakımı gerçekleştirmesini sağlıyoruz. Türkiye?de bu uygulanıyor mu? Bu sistemi Türkiye şartlarına uyarlayıp Siemens merkezden gelen uzmanlarla Eylül 2010 gibi uygulamaya başlayacağız. Bunun dışında, Türkiye?de en büyük eksikliklerden biri, hastane yöneticisi. 2005?te sağlık yönetimi konusunda eğitimler verme amacıyla Siemens Akademi?yi kurduk. Bugüne kadar 700?e yakın kişiye hastane yöneticiliği, radyoloji, nükleer tıp yönetimi, biyomedikal mühendisliği konularında sertifikalar verdik. Ufak da olsa bir izimiz olsun istiyoruz. Hem kutsal hem de faydalı bir konu. Hatta ?sanayide enerji yöneticisi? eğitimi ile başka sektörlerde de akademiyi yaymaya başladık. Tüm ekipmanlarıyla bir hastane yapmak gibi bir proje var mı? Kamu-özel işbirliği modeliyle devlet, özel sektörün inşaatı yapmasını ve ekipmanları temin etmesini ve hatta bazı konularda 25 yıllığına işletmeyi üstlenmesini istiyor. Biz de başarılı olduğumuz İngiltere, İspanya, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki tecrübelerimizi paylaştık. 25 yıl gibi uzun soluklu projelerde, aday şirketlerin sağlam ve uzun ömürlü olması beklenir. Siemens?in bu anlamda rolü nedir? Siemens gibi şirketlerin bu fotoğrafta olması büyük bir güven unsuru. Ayrıca tecrübesi, sunacağı çözümler, bunlar hep birer artı. Tıp dışında iletişim altyapısının kurulumundan, telefonuna, enerjisine ve güvenliğine kadar teknoloji sunacak, hem de tıbbi cihazların servisi ve bakım hizmetlerini yapacak Siemens hariç hiçbir firma yok. Hatta 3 bin yataklı hastanelerin enerjisinin bile üretebilir durumda olacak. Sürdürülebilir sağlık konusunda Siemens?in çalışmaları ne yönde? Sağlıkta sürdürülebilirlik birkaç anlama geliyor. Birincisi, hastaya zarar vermeden uzun süreli bakım. Doz konusunda mesela, az doz yayan, görüntü kalitelisinden ödün vermeden ve daha kısa sürede çekimi gerçekleştiren tıbbi cihazlar üreterek hastaya sürdürülebilir bir konfor garantisi veriyoruz. İkincisi, cihazların önemli bir kısmı geri dönüşebilir. Diğeri, satın alma ve uzun vadeli işletme maliyetleri (bakım) ucuz olan sistemler geliştirerek ?maliyeti düşük tıp? konusunu destekliyoruz. Bu çalışmaların hepsi sürdürülebilirlik dahilinde. Hasta kayıt sisteminin hastalara getirisi nedir? İki tane konu var. Hasta güvenliği ve hastayı takip etmek. Bunun için Soarian MedSuite gibi çok gelişmiş hastane bilgi yönetim sistemlerimiz var. Örneğin sistemde hastanın belli bir ilaca  karşı alerjisi kayıt edilmişse doktorun vereceği reçetede bunun bulunmaması için uyarıda bulunuyor ve medikal hatalar önlenerek hasta güvenliği sağlanmış oluyor. Süreç ve hasta güvenliği odaklı, sağlık hizmetlerinin etkinliğini artıyor..

Devamını Oku Yorum Yok